2023 yılında Türkiye




Cumhuriyet'in 100. yılında Türkiye'nin ideal bir portresi çiziliyor, ülkenin dört bir köşesinin en modern üretim tesisleriyle, en yüksek teknolojilerle donatılmış olacağı vurgulanıyor.
Bu Cumhuriyet reklamını hazırlayan ajans, Ersin Salman, Nazar Büyüm ve Nesteren Davutoğlu'nun ortak olduğu Lowe Adam Ajansı. Reklam kampanyası çalışması Ocak ayında başladı. Devlet Bakanı Cavit Kavak'ın imzasını taşıyan bir davet mektubu beş ajansa yollandı. Bu ajanslar şubat ayı sonunda kampanya önerilerini hazırlayıp Ankara'ya giderek sundular. Mart ayında ajanslar arasından Lowe Adam'ın seçildiği açıklandı.
Lowe Adam Ajans'ın ortaklarından Nesteren Davutoğlu yarışmaya katılmadan önce, ajans içinde de bir yarışma düzenlediklerini söylüyor: ‘‘Daha dinamik olsun diye üç ayrı grup çalıştı, böylece ajansın bütün kaynaklarından yararlanmış olduk. Bu üçünün içinden bize en anlamlı geleni müşteri için hazırladık. Bu yalnızca kreatif bir konkur değildi, stratejik bir konkurdu aynı zamanda. Bir yıllık bir master plan hazırlandı. Nerede, ne zaman, ne yapmak lazım ve neden? İçinde reklamla birlikte halkla ilişkileri de barındıran, iletişime ait disiplinlerin de harekete geçmesini sağlayan bir düşünce ürünü ortaya çıkarmaya çalıştık.’’
Ajansta dokuz-on kişilik bir çekirdek ekip üç hafta boyunca gece gündüz çalışarak bu master planı hazırladı. Daha sonra ajansın yarışmayı kazandığı anlaşıldı. Kampanyada bütün ajansın emeği var; ama çekirdek kadro şöyle sıralanıyor: Metin yazarı Murat Öztalu, art direktör Yıldırım Evren. Ajans ortaklarından Ersin Salman kreatif ekibi, Nazar Büyüm de müşteri ilişkilerini süpervize ediyor.
30 SAYFALIK MEKTUP
Nesteren Davutoğlu kampanyanın hedefini şöyle tanımlıyor: ‘‘Türkiye Cumhuriyeti'nin değerlerine sahip çıkmak, bu bilinci geliştirmek ve cumhuriyete bağlılığı vurgulamak. Bunu yaparken de toplumun tüm katmanlarını kucaklamak. Cumhuriyet'in kazanımlarını hatırlatarak bir tür kanıksamanın önüne geçmek. 75. yılda daha sivil, daha neşeli, yalnızca askeri kutlamalardan ibaret olmayan bir kutlama gerçekleştirmek.’’
Ancak ajans, bu konsepti oluşturmak için reklamverenden (bu durumda hükümet) diğer kampanyalarda olduğu gibi sözlü bir brifing almadı. Devlet Bakanı Cavit Kavak imzalı 30 sayfalık mektup, kampanyanın oluşturulmasında ajansa rehberlik etti. Nesteren Davutoğlu, ne istendiğini ve nedenlerini ayrıntılarla anlatan bu mektuba ‘‘derinlikli doküman’’ diyor:
‘‘Onlar ne istiyordu, biz nasıl anladık? Türkiye Cumhuriyeti'nin 75. yılında cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmak, bu bilinci geliştirmek ve cumhuriyete bağlılığı vurgulamak. Bunu yaparken de toplumun tüm katmanlarını kucaklamak. Toplumsal barışa özendirmek. Ortak yürek, ortak akıl yaratmak. Neredeyse cumhuriyeti kanıksanmışlıktan kurtarmak. Amaç baştan beri tüm kitlelerin katılımını sağlamak ve cumhuriyetin kazanımlarını farketmek.’’
Kampanyada televizyon ve gazete dışında sinema ve radyo da kullanılıyor. Fakat Nesteren Davutoğlu işin bununla kalmadığını belirtiyor: ‘‘Ama öte yandan coşkuyu yaygınlaştırma girişimi var. İmage Halkla İlişkiler'le birlikte çalışıyoruz. Örneğin Hisar konserlerinde 75. yıl bayrağı dağıtmak, gençlik kamplarına ziyaretçiler götürüp, çocuklarla bu konuda söyleşi yapmak. Süleyman Demirel'in dediği gibi, en ücra köylerde bile kutlanabilmesi için valiliklerle, yerel yönetimlerle işbirliği yapmak.’’
Geçmiş değil gelecek mesajları
Lowe Adam'ın ortaklarından Nesteren Davutoğlu, Cumhuriyet'in 75. yılı reklam kampanyasının içeriği konusundaki sorularımızı yanıtlarken ‘‘geçmişe değil, geleceğe yönelik’’ mesajlar vermeye dikkat ettiklerini söylüyor. Davutoğlu sorularımızı şöyle yanıtladı:
Kampanya konsepti olarak vurguladığınız ‘‘Cumhuriyet bilincini yerleştirmek, Cumhuriyete bağlılığı vurgulamak’’, Cumhuriyetin kuruluşundan beri hep tekrarlanan şeyler değil mi?
-Evet ama burada söz konusu olan, geçmişe yönelik bir tapınma değil. Eski kazanımlardan ileriye yönelik bir özgüven ve vizyon çıkarmak. Temel amaç bu. Dolayısıyla devlet törenlerinden ibaret olmayan, kitlesel bir katılımı hedefledik. Bütün bireylerin rolü olmalı. Herkesin üstüne düşeni yaptığı ölçüde dalga dalga büyüyecek bir heyecan. Biz reklam kısmıyla bunu yapıyoruz, sivil toplum örgütleri kendi üzerlerine düşeni yaparlar, vs...
Benim televizyonda gördüğüm reklam filmi Demokrat Parti'nin seçim kampanyalarını hatırlattı bana. Daha çok yol, daha çok fabrika, yani daha çok yatırım. Niye aynı zamanda daha çok demokrasi, daha çok insan hakları, daha temiz çevre değil?
-Bu bir süreç çünkü. Biz kampanyayı Kasım'a kadar beş aşamaya yaydık. Önce 75. yılı en enformatif biçimde anons etmek. 'Kolay kazanılmadı ve hep varolacak'ı vurgulamak. İkinci aşamada ülke için kazanımları, sektörler olarak ortaya koymak. Üçüncü aşama ise bireyler, yurttaşlar özelinde cumhuriyetin kazanımlarını aktarmak. Burada da kadın haklarından insan haklarına uzanılacak.
Peki bu aşamada, haklar konusunda kazanımlar aktarılırken, cumhuriyetin henüz kazandırmadığı ve kazandırması gereken haklar da ele alınacak mı?
-Şöyle bir şey var: En son aşama, yani 29 Ekim'i kucaklayan aşama, ‘‘Cumhuriyet'te buluşuyoruz, Cumhuriyet'le buluşuyoruz’’ bölümü. Burada ‘‘çünkü’’ diyoruz: Çünkü demokrasi onda var, çünkü yurttaşlık bilinci onda var, çünkü ona şunu borçluyuz, gibi. Şimdi, Türkiye'de yeteri kadar demokrasi var mı? Bu kampanyanın tek başına karar vereceği bir şey değil. Tesadüfi değil, mücadeleyle kazanılmış bir şey var, bunu sürdürmek herkesin görevi. Dolayısıyla biz bir durum saptaması yapmak yerine, pozitif bir ortam yaratmalıyız. Biraz pozitif şeyleri düşünüp, kendimizi coşturup, içimizdeki enerjiyi dışa vurup daha çok yol katetmeliyiz. Çabuk kıyıcı olmamalıyız. Hepimiz bir ucundan tutmalıyız. Biz de var olanları anarak pozitif bir ortam yaratmayı seçtik. Çünkü yok olanları anarak bir yere varamayız. Örneğin, 72 üniversite var diyoruz, var mıydı bu kadar üniversite? Demokrasiden konuşuyorsak eğer, bugün baskı altında olmadığımız birçok alan var. İdealine henüz ulaşmadık belki ama, bu da bir süreç. Hepimiz aktif oyuncu olmalıyız.
Kampanyayı hazırlarken, başka ülkelerin kutlamalarını araştırdınız mı?
-Ben geçen yıl Hindistan'daki kutlamaları izledim. Fransa'dan hepimizin hatırladığı bir örnek var, meydanalara başaklar taşındı. Belki Latin Amerika'da daha bir karnaval havasında kutlanıyordur. Bizim 29 Ekim'de yapmaya çalıştığımız, bir şenlik platformunda üç gün üç gece büyük bir katılımı gerçekleştirmek. Polisimizle, askerimizle gurur duyuyoruz ama, biz de olalım bu sefer. Bu tür interaktif katılım örnekleri yabancı ülkelerde var. Bizim de bir ‘‘Anıtkabir'e bir çiçek, bin çiçek’’ projemiz var. Belki Guinness rekorlar kitabına bile gireriz. Daha sivil, daha neşeli, herkes tarafından paylaşılan bir kutlama hedefliyoruz.
Reklamların başladığı günden bugüne hiç eleştiri aldınız mı?
-Bir iki karikatüre konu olduk. ‘‘Yıl 2023’’ diye o yılların Türkiyesini gösteren karikatürler çıktı, böylece konunun tutulduğunu anladık. Bizi heyecanlandıran çok sayıda kutlama faksı almamız. ‘‘Biz ne yapabiliriz?’’ diye soranlar da oluyor. Bu çok çok sevindirici bizim için.
2 milyon dolarlık kampanya
Cumhuriyet'in tanıtımı (reklam ve halkla ilişkiler faaliyeti) için önce 10 milyon dolar ayrılması düşünüldü. Ancak daha sonra rakam indirildi ve 2 milyon dolarda karar kılındı. Ancak, reklam şirketinin elinde bir başka kaynak daha vardı: Bir kampanyanın en pahalı yönlerinden biri, medyada (gazete ve televizyon) reklam yeri kiralamak. Bu konuda medya reklam şirketine yardımcı oldu. Gazetelerde 20 tam sayfayı ve televizyon ve radyodaki reklam kuşaklarını bedava kullanma imkanı yaratıldı. Lowe Adam'dan Nesteren Davutoğlu ‘‘eğer bu reklamları parayla yayınlatsaydık, değeri 40 milyon dolardı’’ diyor.
Gazeteler ve televizyonlar hazırlanan reklamlardan istediklerini kullanıyor. Bu konuda Nesteren Davutoğlu şöyle diyor: ‘‘Elbette her yayın kuruluşu kendine uygun olan kısmını kullanıyor. Örneğin Kanal 7. Mesela Türkiye gazetesi de ilandaki resmi çok uygun bulmamış ama, devamını kullanmış. Ben bunu anlayışla karşılıyorum, cumhuriyetin ruhuna sahip olduklarını belli ediyorlar, uygun olmayan kısmını koymuyorlar.’’
Reklam kampanyası için tirajlarına göre, ayırım yapmaksızın birçok gazete ve televizyon kullanılıyor.
Nesteren Davutoğlu reklam kampanyasının bedeli olan 2 milyon doların nasıl harcandığını da şöyle sıralıyor: Basılı malzeme, yapım, 30 Ağustos-29 Ekim arası uluslararası medyada yer alacak ilanlar ve halkla ilişkiler şirketi.
Lowe Adam, bu kampanyada bir müteahhit gibi anahtar teslimi iş yapıyor. Kampanyanın yalnız bir ayağı reklam. Diğer ayağı ise halkla ilişkiler. Image'ın üstlendiği bu çalışmayı ise Davutoğlu şöyle anlatıyor: ‘‘Diyelim Dışişleri Bakanlığı'nın güzel bir defilesi yapılıyorsa bu kapsamda, onun haberlerini alıp beslemek, basınla köprü oluşturmak. Ya da bir gençlik kampında bir toplantı düzenleniyorsa, izinleri almak, çevre düzenlemesini yapmak ve bunu basına aktarmak. Kanallarla ilişki kurup, bir programcıya ‘o zamanlardan bir öğretmen yaşıyor, programına çıkartmak ister misin?' demek.’’
2023

Meşrutiyet dönemi teb’asından bir kısmının Cumhuriyet’e karşı olmaları anlaşılabilir. İnsanları sevdikleri, alıştıkları hayat tarzından koparmak kolay değil.
Cumhuriyet çocuklarının Cumhuriyete karşı olmaları ise anlaşılamaz.
Bugün, Cumhuriyet’in ilân edildiği gün, dünyaya gelenler 76 yaşında ak-pak saçlı büyük babalar. Onların veya sonraki nesillerin cumhuriyet düşmanlığı olabilir mi?
Mümkün görmüyoruz.
Buna rağmen, bir kısım kimseler, ülkede Cumhuriyet düşmanlarının varlığına inanıyor.
Bunları ikiye ayırabiliriz:
Birinciler, o düşmanların var olduklarına samimiyetle inanıyorlar. Ne yaparsınız; bir inançtır. Bir gün yanıldıklarını anlayacaklardır. Mes’eleyi zamana terk etmekten başka çıkar yol yok.
İkincilerse Cumhuriyet’e karşı düşmanlar çıkartmaktan rant elde edenler.
Bunlar samimiyetsizdir.
Cumhuriyeti değil, menfaatlerini sevdiklerinden ortalığı fitne ateşine verirler.
Gürültüleri fazladır.
Öyle bile olsa toplum, artık böyle gürültülere, hayali düşman senaryolarına, hayali hainlerin varlığına inanmıyor.
Niçin?
Toplum, kendisini sahiplenmek, yönetmek, yönlendirmek isteyenleri aşmış durumda da ondan.
Cumhuriyet nedir?
Bir devlet şekli...
Türk milletinin belirgin hususiyetlerinden biri teşkilatçı olmasıdır. Bu ruhla tarihin derinliklerinden beri hep ve daima devlet sahibi olmuştur. Bu devletlerin bazısı Hakanlık, bazısı Hanlık, bazısı Sultanlık, biri Padişahlık sonuncusu da Cumhuriyet’tir... Devlet, devam etmiş, onun yönetim şekli değişmiştir. Osmanlı bile kendi içinde kaç türlü idare şeklini aldı.
Beylik dönemi, Fetret Dönemi, İmparatorluk dönemi, Tanzimat Dönemi, Monarşik dönem.
Cumhuriyet devri de öyle.
İlk zamanlarda demokrasi yok, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Fırka tecrübeleri ile Cumhuriyet Halk Fırkası’na rakipler getirilerek çok partili hayata geçilmek isteniyor. İsmet İnönü’nün Fethi Okyar muhalefeti Serbest Fırka’nın kendini feshetmesi ile bitiyor ve tâ 1945/46’lara kadar Tek Parti Rejimi sürüyor. 27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta, 12 Eylül’de hatta 28 Şubatta “Ara Rejimler” yaşanıyor.
Dememiz o ki insanın olduğu yerde hayatın dalgalanmaları kaçınılmaz.
Bugün kimsenin Cumhuriyetle bir alıp-veremediği yok.
İnsanlar, demokrasinin yerleşmesini bekliyorlar. Demokratik hayatın olanca nimeti ile hükümran olmasını istiyorlar.
Bir düşününüz...
Atatürk’ün önderliğinde İlk Meclis’in kabul ve ilan ettiği Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki nüfusumuz ne kadardı? 13 milyon.
Bir tek sanayi malı imal edebiliyor muyduk? Hayır.
Zaten sanayi inkılabını gerçekleştiremeyip zayıf düştüğümüz için imparatorluğu kaybettik.
Bugünse -hamdolsun- denizaltılar, F-16’lar yapıyoruz.
Ülkenin önemli bir bölümü çevre yolları ile birbirine bağlandı.
Daha mühimi iletişimde çağ atladık.
Haberleşme uydumuz var. Yakında uydularımız olacak. 20 yaşında telefonla tanışan neslin çocuklarının cebinde konuşan harikalar ötüyor.
En mühimi ise orta ve yeni nesil vatandaşlarımız internetle iç içe. Çok kanallı, çok kablolu televizyonlar, dünyaya yarım saatte bir pencereler açıyor. Her yıl yerli-yabancı yüzbinlerce kitap satılmakta. Üniversiteler, 71’i buldu. Bunların üçte biri vakıf üniversitesi. Yaşı 30’un altındaki gençlerin ekseriyeti ikinci bir dil biliyor.
Bırakınız bu insanların yakasını artık.
76 Yıldır sahte cumhuriyetçilikle bu milletin, bu devletin kanını iliğini sömürdünüz.
Yetmedi mi?
Bırakınız bu milleti “cumhuriyet dostları- cumhuriyet düşmanları” diye ayırmayı.
Kim bunlar? Kendilerini sözümona “en cumhuriyetçi” olarak sunan ekalliyette kalmış dinozorlar.
Bugün bu topraklar insanının ideali, bir kenarından yakaladığı çağı topyekûn ele geçirmektir. Onlar, dünya ile iç içe yaşıyor.
İç barışı bozan, her hareket ve her söz Türkiye’ye vurulmuş bir darbedir.
Tansiyon çok yükseltildi. Bu kargaşa, Türkiye düşmanlarına fırsatlar vermekte.
Vatandaşın da her kesim aydınının da bakışları yarınlara dönük:
Hedef, 2023’ün Türkiyesi’ni dünyanın ilk 10 devi arasına katmaktır.
Bu da barışık, huzurlu, geçimli Türkiye ile olur.
Bugünden itibaren her davranışımızı yeniden gözden geçirerek Cumhuriyet’in 100. yılına; 2023’e hazırlanmalıyız.
2023 Türkiye’si

Yıl 1908, günlerden 23 Temmuz.
Tarihi bir gün, Resneli Niyazi adlı anarşistin dağa çıkması ile başlayan hadiseler, nihayet II. Meşrutiyet’in ilânı ile noktalanır. Her taraf, bayraklarla donatılmıştır. Kafasında ciğer rengi fesleri ile meşrutiyet münevverleri kürsülerde feslerinin püskülünü sallayan şiddette nutuklarla dört bir yana haykırmaktadırlar.
-Hürriyet, adalet, müsavat...
Bugünün özgürlük, adalet, eşitlik mefhumlarının aslı olan bu haykırış, tez zamanda madeni paraların arkasına da yazılır. 23 Temmuzda II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinin üzerinden çok geçmeden devlet başkanı da devrilecektir. Filozof Rıza Tevfik, Tevfik Sırrı ve Ali Sami’nin tertibi ile bir kargaşa çıkartılır.
31 Mart Vak’ası.
Şu gün dahi tartışılmakta.
Hakkı teslim eden aydının vardığı sonuç şudur.
31 Martta Sultan Abdülhamid’le dindar çevrelerin bir taksiratı yoktur. Taksirat, saydığımız isimler hangi locaya mensupsa o milletlerin. Alman entrikalarına, İngiliz oyunlarına duvar olan Sultan devrilerek yerine müzmin Alman taraftarı bir iktidar oturtulduğuna göre kaos ve isyanın arkasında kimin ve kimlerin kuvvet mücadelesinin olduğu rahatlıkla tahmin edilebilir.
Askerin hassasiyetleri kullanılmıştır.
Yıl 1908/9, yıl 2000/1...
Ne değişmiş dersiniz.
Yine temmuz ayındayız.
Yine bir kuyunun dibindeyiz...
Cumhuriyet ilan edilmeden evvel aralarında Halide Edib’in de olduğu mandacılar, Amerikan yönetimine girmemizi teklif ettiler. Evet, ne değişti. Bir zamanlar hainlik kabul edilen bu zül fikir bugün ne yazık ki öylesine revaçta ki. ABD kapılarını açsa nüfusun onda biri oralara koşabilir. Veya Türkiye’nin de eyalet olması yönünde sayım yapılsa ‘evet’ kazanabilir. Bu bir yüz kızartıcı, korkunç bir manzara değil mi? Yüzü kızarması gerekenler o gitme histerisine kapılmışlar değil. Bir asır geçtiği halde Türkiye’yi aynı noktada döndürüp duranlar. Gerçi gidilmese ne fark eder? Amerika, sizin bir şirketinizin yönetim kurulunu dahi bizzat tanzim ediyorsa. Ve o Amerika’nın milli parası sizin resmi olmasa bile milli akçeniz olmuşsa ne fark eder? O zaman istiklal-i tamdan söz edilebilir mi? Geçen yüzyılda aynı kavgalar, aynı nakaratlar yaşandı; sadece şekilde, kalıpta, çerçevede değişiklikler yapıldı; makyaj tazelendi...
O kadar.
Acaba 2023’te de bir türlü değişmemiş meseleler, pürüzler, çıkmazlar mı konuşulacak? Cumhuriyetin 100. yılı da sadece bayram nutukları ve Atatürk istismarı ile mi geçecek. Gündem yine, enflasyon, başörtüsü, IMF mi olacak? Ne oldu, 75. yılda duvarlara asılan levhalardan gayrı geriye ne kaldı? Hani 21. asır Türk asrı olacaktı? Bunu diyenlerden biri Turgut Özal, vefat etti. Diğeri Süleyman Demirel, hayatta. Demirel, neden sözünün arkasında değil. Sözünün arkasında olmak bir tarafa bu ülkede 40 sene gibi uzun bir zaman zirvede kaldıktan sonra neticede hiç vebali yokmuş gibi sosyal patlamadan dem vuruyor. Şair Erdem Bayazıt gibi “Sebep Ey!” diye haykırmaz mısınız?
Karamsarlıktan yana değiliz.
Sevmiyoruz da. Lakin neden Demireller, Erbakanlar, Ecevitler hâlâ direnmekteler?
Nedir bu hırsı piri?
İki tane 10 yıl sonra cumhuriyetin 100. yılı idrak edilecektir.
O zaman da aynı kavgalar sürecekse, yine kof nutuklar, boş sloganlar atılacaksa, paramız bir para etmeyecekse...
Şimdiden eyvah.
Milletlerin hayatında 20-25 yıllar kısa zaman dilimleridir. Onun için planlar, önceden yapılır. Bizde bırakınız, 2023’ü yarını görmek mümkün değil. Ne yarını 1 saat sonrası şüpheli.
Milletine huzur, istikbale ümid bırakamayan yönetimlere yazıklar olsun.
Böyle giderse 2023’te Tanzanya’nın da arkasına kalırız. Yalanlar, tertipler ve sloganlarla işte varılan manzara. Felaket çapında bir beddua mı aldık nedir...
Dün öldü, bugün can çekişiyor.
Bari, yarınlarımızı kurtarsak, bari çocuklarımızı kurtarsak.
‘Türk Davosu’geleceği arıyor
Geçen yıl ilk etkinliğini yaparak dikkatleri üzerine çeken Forum İstanbul, 8-10 Mayıs tarihleri arasında yapacağı ikinci toplantısı ile Türkiye'nin gelecek vizyonunu çizmeye çalışıyor. 2023 yılında Cumhuriyet'in 100'üncü kuruluş yıldönümünün kutlanacak olmasıyla harekete geçen Forum İstanbul ekibi, düzenlediği Yüzyıl Konferansları'nın ikincisinde büyüme ve istikrar sorunundan teknolojiye, devletin rolünden Türkiye'nin bölgesel konumuna kadar pekçok konuyu tartışmaya açıyor.

‘‘Türk Davos'u yaratacağız’’ diye yola çıkan Forum İstanbul'un Yürütme Kurulu Başkanlığı'nı üstlenen Yavuz Canevi, eçen yıl projeyi hayata geçirirken insanların biraz da soru işaretiyle kendilerine yaklaştıklarını söyledi. Canevi, ‘‘Birincisini gerçekleştirince bu işin başarılı olacağına olan inanç arttı, ikincisinden sonra daha da artacağına inanıyoruz’’ dedi.

VAKFA DÖNÜŞECEKCanevi, Forum İstanbul 2023 Vakfı'nı kurarak bu çalışmaların kişisel çabalarla değil, kurumsal bir şekilde yürütümesini istediklerini belirtirken, ikinci toplantının ardından bunun çalışmalarına başlayacaklarını kaydetti.

Canevi, OECD Uluslarararası Yatırım ve Küresel Forumu ve OECD Dışı Ülkelerle İşbirliği Programı Başkanı Mehmet Öğütçü ile irtibata geçince bunun böyle olmadığını öğrendiklerini de anlattı. Öğütçü sayesinde pekçok ülkenin uzun vadeli hedefleri bulunduğunu, bu yıl ki konferansta bunlardan da örnekler vereceklerini belirten Canevi, şöyle konuştu: ‘‘Aklın yolu bir, Fransa, Norveç, Umman, Katar gibi bir çok ülkenin 20-30 yıllık gelecek programları var ama yine de hiçbirinin bizimki kadar heyecan verici bir hedefi yok. Tamam Norveç'in 2030 hedefi var ama bizimki 100'üncü yıl. Öyle cazip ki, insanı peşinden sürükleyen heyacan verici bir hedef. Yıllar çabuk geçiyor ama çok iş yapılabilir. Herkesin 2023'e neler olabileceğini düşünmesi gerekir.’’

2023'te daha güçlü TürkiyeSponsorları arasında Hürriyet'in de bulunduğu Forum İstanbul'un ana hedefi Türkiye'yi ileriye doğru götürecek projeksiyonların yapılmasına zemin hazırlamak. Forum İstanbul'un Yürütme Kurulu Üyesi Şeref Özgencil, bu oluşumu şöyle tanımladı: ‘‘Türkiye'nin ve kısmen de dünyanın önde gelen bilim adamlarını, bürokratlarını, iş ve kültür dünyasının liderlerini Türkiye'nin bugünü ve yarını ile ilgili orta ve uzun vadeli düşünmeye yönlendirmek, öneriler getirilmesini sağlamak amacıyla oluşturulan uluslarararası bir platform.’’

Özgencil'in vurguladığı nokta da, Forum İstanbul'un Cumhuriyet'in 100'üncü yılı olan 2023'de Türkiye'yi sadece bulunduğu coğrafyada değil, dünyada önde gelen güçlü bir devlet yapmayı hedeflediği.

Krueger ve Perle geliyorForum İstanbul, seçtiği konular kadar konuşmacılarıyla da ilgi çekici. Başından beri Forum İstanbul'a destek veren Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in yanı sıra, Başbakan Tayyip Erdoğan da konuşmacılar arasında yer alıyor. Konferansın en ilgi çeken konuşmacısı ise IMF Başkan Yardımcısı Anne Krueger. Şeref Konuğu olarak davet edilen Krueger, ilk günün akşamında konuşacak. Konferansın bir başka ilginç konuğu ise stratejist Richard Perle. Ayrıca Dünya Bankası Başkan Yardımcılarından Shiego Katsu, Carter Center'den Edmund Cain gibi ilgi çekici konuşmacıları da olacak.

‘Vizyon 2023’ start aldı
Türkiye'nin bilim ve teknolojideki önceliklerinin belirlenmesini öngören ‘‘Vizyon 2023’’ Projesi start aldı. Projenin en üst karar organı olan Yönlendirme Kurulu ilk toplantısını dün gerçekleştirdi. TÜBİTAK'taki toplantıya, projenin Yönlendirme Kurulu'nda görev alan 63 kurum ve kuruluştan üst yöneticiler katıldı. Açılışta konuşan TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Namık Kemal Pak, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu'nun 2000 yılında projenin başlatılmasına karar verdiğini vurguladı.Pak, ‘‘Cumhuriyet'in 100. yılında, Atatürk'ün işaret ettiği muasır medeniyet seviyesine ulaşma hedefi doğrultusunda bilim ve teknolojiye hakim, yeni teknolojiler üretebilen ve bu teknolojileri toplumsal faydaya dönüştürebilen bir refah toplumu oluşturmanın’’ projenin ana teması olarak belirlendiğini söyledi. Pak, projeyle Türkiye'nin bilimsel konumunun saptanması, dünyadaki gelişmelerin ortaya konulması ve Türkiye'nin 2003-2023 hedefleri çerçevesinde ‘‘bilim ve teknoloji önceliklerinin belirlenmesini içerdiğini’’ vurguladı.
2023 gençlerin elinde
Türk Ekonomi Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Canevi, ‘‘Cumhuriyetin 100. yılında tüm dünyada saygın bir yere geleceğiz’’ diyor. Ve ben de bu görüşe aynen katılıyorum. Yalnız bir şartla; Türkiye düşünce, duygu ve anlayışını değiştirmeyi başarabilirse, gerçekten bütün dünyanın saygı ve dikkatini üzerinde toplayacak bir ülke olabilir. Çünkü müthiş bir potansiyele sahip.

Yeraltı ve yer üstü zenginliklerinin ötesinde genç bir ülke. Ve en büyük zenginlik bence genç olmak. Sanırım Yavuz Canevi de buradan yola çıkarak Türkiye nüfusunun üçte birinin 15 yaşın altında bulunduğunu söyleyerek Türkiye'nin gelecek vaadeden potansiyelini işaret ediyor.

Üstelik astrolojik açıdan Türkiye'nin yıldız haritasında genç nüfusa sahip bir ülke potansiyelinin olduğunu hemen belirtmeliyim. Fakat aynı zamanda Satürn, gençliğin üzerinde baskı unsuru olarak bulunuyor. Yani gençliğin kendini gösterebilmesi, enerjisini açığa çıkarabilmesini bloke eden bir otorite olarak bulunduğunu da göz ardı etmemek gerek. Tabii Satürn etkisini disiplin olarak kullanmak da mümkün. Fakat şimdiye kadar astrolojik açıdan baskı olarak açığa çıktığını da belirtmeliyim.

Astrolojik etkiler hayatımızı yönetiyor. Ancak, bu etkilerin neler olduğunu bildiğiniz zaman farklı bir biçimde açığa çıkmasını sağlıyabilirsiniz. Tabii bunun için biraz emek ve gayret göstermek gerekiyor.

Öncelikle düşüncelerinizi, duygularınızı ve anlayışınızı değiştirmeniz gerekiyor. Zaten daima düşündüğünüz gibi düşünmeye devam edecek olursanız, ne olaylar, ne de içinde bulunduğunuz şartlar değişmez. Sadece gelişir ve bu gelişim pek de istenilen bir gelişme olmaz. Hatta belki kötüleşir. Tıpkı Serdar Turgut'un ‘‘Her şey aynı olacak’’ dediği gibi.

Belki karamsar bir tablo çiziyor ve şöyle diyor;

‘‘Şunu samimi olarak söylüyorum: Gerçek inancım odur ki, ister 2023 yılını, ister 2050'yi, isterseniz de 3000 yılını seçin hiçbir şey fark etmez. Türkiye'de her şey aynı kalacak’’

Bu sözler bana Eski Mısır tabletlerini çözdükleri sırada karşılaşılan bir yazıyı hatırlattı. Üstelik yazılanlar sanki bugünü tarif ediyorlardı. Ama yazan kişi (Şu an adını hatırlamıyorum) kendi döneminin kötüye gittiğini ve bunun sonunda kıyamet kopacağını anlatıyordu. Üstelik neredeyse günümüzün ifadesini kullanıyordu.

Yani demek istiyorum ki, sadece Türkiye değil, bütün dünya aynı! Ve bizi bugünlere getiren düşünceler değişmediği sürece de değişen bir şey olamayacak tabii.

Çünkü insan dediğimiz varlık dünyanın neresinde olursa olsun düşünce, duygu ve algılamaları doğrultusunda yaşıyor. Böylece hem kendisini, hem yaşadığı yeri, hem de dünyayı biçimliyor.

Şu an içinde yaşadığımız dünyadan memnun değilsek ve değişmesini istiyorsak kendimizi değiştirmemiz gerekiyor. Düşüncelerimizi değiştirmemiz gerekiyor.

Değişmesini istediğimiz ne varsa, bütün bunların değişmesi için işe kendimizden başlamalıyız. Ve 21. yüzyılın başlarında yaşayan ben, bu değişimin gerçekleşeceğine inanıyorum. Astrolojik açıdan hem Türkiye, hem de Dünya büyük bir değişimin eşiğinde bulunuyor.

Şayet kendi gayretimizle düşünce ve duygularımızı değiştirmeyi başaramazsak, şartlar ve koşullar zorladığı için değişeceğiz. Tabii böyle bir değişim biraz sancılı ve zorlayıcı olur. Ama benim geleceğe yönelik umutlarım çok fazla. Gençliğe güveniyorum. Yeter ki, onları kendimize benzetmeyelim.

2023'ün Türkiye'sinin tüm dünyada saygın bir yere gelmesini sağlayacak olan gençlerdir. Onlara saygı duyalım. Fikirleri bize uymasa bile anlamaya çalışalım. Belki kendimizi değiştirmemize yardımcı olurlar diyorum,
Geleceğin Türkiyesi
Yeni binyıla girerken tüm ülkeler geleceğe dönük projeksiyonlar yapıyorlar. Türkiye'de ise bu konuda doğru dürüst bir çalışma yok. Türkiye'nin en iyi gezi, doğa ve coğrafya dergisi Atlas, aralık sayısında Türkiye'nin geleceğine ışık tuttu.

‘‘Geleceğin Atlası:

Türkiye’’ başlığıyla dev boyutlu ve bol ayrıntılı bir ek hazırlayan Atlas, ülkemizin enerjiden çevreye, nüfustan sağlığa, turizmden üretime kadar, birçok açıdan geleceğine baktı.


Türkiye, 2000'li yıllarda doğu-batı, kuzey-güney arasında enerji köprüsü görevini görecek. 2000 yılında 58 Mtep (milyon tona eşdeğer petrol) enerji ithal eden Türkiye'nin bu rakamı, 2023'te 277 Mtep'e ulaşacak.

Yerli enerji üretimimiz 2000'de 31 Mtep, 2023'te ise 91 Mtep olacak.

2010 yılında turizm gelirlerimiz 20 milyar doları aşacak. Turist sayısı ise 25 milyon olacak.

Nüfus artış hızımız giderek düşüyor. 1995-2000 arasında nüfus artış hızımız yüzde 1.68 oranına indi. Bu projeksiyon çerçevesinde nüfusumuz 2025 yılında 88 milyon olacak.

Önümüzdeki 30 yıl boyunca genç nüfusumuz (0-15 yaş) artmayacak, yaşlı nüfus ise (65 yaş üstü) hem sayı, hem oran olarak artacak. Bu çerçevede sosyal güvenlik politikalarının yeniden yapılanması gerekiyor.

İletişim sektörü, 2000'li yıllarda ülkemizin tüm sektörlerine damgasını vuracak. Hız ve maliyet düşüklüğü, İnterneti şimdiden iletişim araçlarının en tepesine yerleştirdi. 2005 yılında Türkiye'de yaklaşık 10 milyon kişinin İnternet kullanıcısı olacağı tahmin ediliyor.

Türkiye'de son 30 yıl içinde akciğer kanseri ölümlerinde 10 kat, kalp hastalığı ölümleride 5 kat artış oldu. 2020'li yıllarda akciğer kanserinde 10 kat, kalp hastalıklarında 5 kat artış olacak.

2000'li yıllarda çocuk felci hastalığı, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgeleriyle sınırlandırılıp yok edilecek.

2007 yılına kadar kızamık yok edilecek.

Türkiye'nin ormanları hızla yok oluyor. Her yıl Türkiye çapında 20 bin hektar orman yok edilmekte. Bu gidişle 2022 yılında Türkiye'nin kesecek tek bir ağacı kalmayacak. Ormansızlık, beraberinde pek çok sosyal ve ekonomik sorunu getirecek. Önlemlerinin bugünden alınması gerekiyor.




Yalnızlaşıyoruz

Türkiye'nin doğası, son yıllarda hızla

artan her türlü tahribat nedeniyle

yok oluyor. Koruma altında olan,

ve kesinlikle çivi dahi çakılmamı gereken

genetik rezervler, milli parklar bile bu

yıkımdan kurtulamıyor. Yakın zamana

kadar bir vahşi doğa cenneti olan

Türkiye'nin bu hale nasıl geldiğini yabancı uzmanlar şaşkınlıkla izliyorlar. Canlı türlerimizin sayısı azaldı. Sayı hızla da sıfıra doğru gidiyor. Bir gün serçe sesinin bile duyulmadığı bir ortamda yapayalnız kalacağız.
Cumhuriyet’imiz 100 yaşına girdiğinde bakın neler olacak? Nüfus: 83.6 milyon.. Milli gelir: Günümüz fiyatlarıyla 1.9 trilyon dolar.
İtalya ve İspanya’nın ilerisinde, Fransa’yı ise yakalayacağız 2023’te.
8. Beş Yıllık Kalkınma Stratejisi Taslağı’ndaki hedefler gerçekleşirse milli gelirimiz üçe katlanıyor. Almanya’daki hayat standardıyla da böylece örtüşeceğiz.
Böylece Türkiye ilk 10 büyük ekonomi içine girecek.
Öyle ki Moody’s Türkiye’deki gelişmeyi şaşırtıcı bir performans olarak değerlendiriyor; istikrar korunup, yapısal reformların sürmesi halinde kredi notumuzun da yükseleceğini hatırlatıyor.
IMF ile imzalanan Stand-By düzenlemesi çerçevesinde hırslı enflasyon düşürücü bir politika ve yapısal uyum programı uygulanıyor Moody’s’a göre.
Ne hoş değil mi?
Geleceğin Türkiyesi

Fatih Dersaneleri’ne devam eden öğrencilerin çalışmalarından oluşan “Yıl 2023 Cumhuriyetimizin 100. Yıldönümünde Nasıl Bir Türkiye İstiyoruz?” isimli kitap yayımlandı. Kitabı yayına hazırlayan dersanenin Rehberlik Merkezi’nden İlker Balcıoğlu, öğrencilerin gözünden 2023 yılındaki Türkiye’nin haritasını çıkarmaya çalıştıklarını, Cumhuriyetin 100. yılını görebilecek bu gençlerin nasıl bir Türkiye kurmak istediklerini dile getirdiklerini söylüyor. Farklı ve ilginç sonuçlar çıkan deneme ve makaleler, bugünden yarına nasıl bakmamız gerektiğini de hatırlatıyor bizlere... (0 212 660 38 64)
2023 yılında Türkiye 2023 yılında Türkiye hakkinda aciklamalar 2023 yılında Türkiye konusunda bilgiler.

http://www.kadinlaricin.net/pratik-bilgiler/2023-yilinda-turkiye.htm

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder